26
0

Yeteneklerini Görmezden Gelenlere

26
Okuma Süresi: 2 dakika

Havalı olan, hep başkasının yetenekli olduğu konular olacak. Daha çocukken başlayacaksın duymaya:

‘Ne güzel yazıyorsun.’

‘Sesin ne güzel.’

‘Tam bir sporcu.’

Daha çocukken, bir şekilde bu duyduklarını halının altına süpüreceksin. Çünkü sendeki hem senin hem başkalarının fark ettiği yetenek neyse, sana banal görünecek.

Kendi yolundan gitmeyi bazen düşünsen de gözün hep komşunun nereden gittiğinde olacak. O neyi başarıyor? İçimden hiç geçmese de hiç yetenekli olmasam da, sırf yapabileceğimi kendime kanıtlamak için en iyisi ben de aynı yola düşeyim, diyeceksin.

Hayat sana sık sık senin yolunun o olmadığını hatırlatacak. Kah yoluna taşlar döşeyecek, kah kalbine bir sıkışıklık verecek. Ama sen yine de ısrar edeceksin başkasının yolunda yürümeye.

Tıpkı kendi kıyafetlerin, kendi oyuncakların, kendi kitapların gibi; ‘zaten’ senin olan yeteneklerin sana o kadar doğal ve sıradan gelecek ki, onların sana özel olduğunu dahi unutacaksın. Zaten herkesin öyle olduğunu zannedeceksin. Herkesin doğal olarak resim yaptığında bu kadar mutlu olduğunu, yazı yazdığında zamanı unuttuğunu, şarkı söylediğinde hayatla bütünleştiğini, dans ettiğinde huşu içinde hissettiğini düşüneceksin.

Başka çocuğun oyuncağı gibi, başka birinin yetenekleri hep daha parlak duracak.

Seninle hiç ilgisi olmayan bu yeteneklerin yolunda yürüdüğünde, o işe doğal olarak yetenekli ve istekli olandan belki daha yavaş ilerleyeceksin. Ama bu bile sana bir uyarı gibi gelmeyecek, çünkü sen hala o uzaktan parlak görünen yolda yürüme sevdalısı olacaksın, ne pahasına olursa olsun.

Çillerinden utanan bir kız çocuğu gibi, gün geçtikçe doğal yeteneklerini bırak kullanmayı, gizlemeye çalışacaksın. Çünkü sana göre bu doğal yeteneklerin naif, çocuksu, sıradan şeyler olacak. Daha dikkate değer, kıymetli olansa hiç senin olmasa da yürüdüğün yoldaki ödüller olacak.

Başkasının oyunundaki ödülleri toplamaya çalışmaktan helak olacaksın. Burnunun ucunda seni bekleyen hediyelerin, sana zaman zaman kendini hatırlatacak. Özellikle de kendinle baş başa kaldığında, tatile çıktığında, rahatladığında, doğaya gittiğinde. Ama onlar kendilerini azıcık hatırlatmaya kalktığında, kafalarına o oyunda olduğu gibi tek tek bir sopayla vurup, bir bahaneyle susturacaksın. 

Sesleri incelecek, vücutları cılızlaşacak yeteneklerinin. Saçları ağırmaya başlayacak.

Ama yine de direnecekler ısrarla orada. Kendilerini göstermek için kılıktan kılığa girmeye çalışacaklar.

En sonunda bir gün, onlardan ‘kurtulamayacağını’ fark edeceksin. Daha da fenası, mutluluğun onların seni yıllardır çekiştirip durduğu yola girmekte olduğunu anlayacaksın. ‘Keşke…’ diyeceksin, ama onlar yıllardır görmezden gelinmelerine rağmen sana hiç dargın olmayacak. Lafını kesecekler; ‘Keşke demene gerek yok, her şeyin zamanı var, bizimki de şimdiymiş… Hadi lütfen artık al bizi, gör bizi’ diyecekler. Azıcık yüzlerine baktığın anda canlanacaklar, sanki yıllarca onları öldürmeye çalışmamış, havasız bir odada nefessiz bırakmamışsın gibi. Sonra gülümseyecekler hemen. Şaşıracaksın vefalarına ve üzüleceksin yan yanayken ayrı geçirdiğiniz zamana. Mutluluğu dışarıda aradığın, komşunun yolundan her seferinde daha da yıpranarak yürüdüğün dünlere üzüleceksin. 

Seni teselli edecekler. ‘Neden bir delilik yapıp bizi hayatının en önemli meselesi haline getirmiyorsun?’ diye soracaklar çocuk gibi. Ama artık, çocuk gibi olmanın aslında doğru yola girmenin ilk adımı olduğunu biliyor olacaksın. Elini çekinerek uzattığında sımsıkı tutacaklar. Sarılacaksınız birbirinize ve birbirinizi yeniden doğuracaksınız. Aklında tek bir düşünce olacak: ‘Şimdi değilse ne zaman, şimdi değilse NE ZAMAN?’

Kendi yoluna girmek, geri dönmek, hatırlamak için asla geç değil. Yol nankör değil unutmuyor, sitemkâr değil körelmiyor, biraz sulanınca hemen tekrar çiçek açıyor. Ve şimdi heyecanla, senin ona dönüp bir bakmanı bekliyor.

Peki senin yapmadan duramadığın o şey ne?

Yeni yazıları ilk siz okumak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir