61
0

Benim Yaptığım Doğru, Seninki Değil

61
Okuma Süresi: 2 dakika

Ben bir işte en fazla 3 sene çalıştım. Kendi kuşağımda sık iş değiştirmiş biri olarak görülebilirim. Hep türlü sebeplerle 2-3 yılda bir başka maceralara adım attım, ama doğrusu bu değil.

Bazı arkadaşlarım var, mezun olduğumuz gün girdikleri firmada hala çalışıyorlar; doğrusu bu da değil. Doğrusu yok bu işin çünkü.

Herhangi bir konuda, doğrusunun kendi yaptığı olduğunu iddia eden, bir de sorulmamışken kendi görüşünü madde madde savunmaya girişen ne çok insan var değil mi?

Konu annelik olunca böyle, güzellik olunca böyle. Üstelik kibirli oldukları kadar da pişkinler ve direkt söze -meli, -malı’larla giriyorlar.

Geçende hiç de yakın olmadığım biri bana ‘Senin acilen alnına botox yaptırman lazım.’ dedi mesela. Fikir sormamıştım ve hatta alnımla ilgili bir rahatsızlığım da yoktu. ‘Ama yine iş değiştiriyorsun, mutluluktan önce tutarlılık gelir.’ dedi başka biri. Oysa ben sadece hayatımı yaşıyordum, ona bir sorum yoktu. O ise tribünden kendi kendine bana laf atmaya cüret etmişti.

Hayatın nasıl yaşanmasıyla gerektiği ile ilgili ültimatom vermeyi seven kişilerin genellikle kendi hayatlarıyla pek barışık olmamaları tesadüf değil. Yoksa neden ilgilendirsin birinin yaptığı değişiklik kimseyi, alnındaki kırışıklık başkasını? Ama ilgilendiriyor. Çünkü büyük ihtimalle onun kendine dair inançlarını sarsıyor. İçindeki kavgayı susturmak için seni araç olarak kullanıyor.

Alnına botox yaptırmak için dünya para harcamış mesela. Ödemiş ödemesine ama bir türlü içine sindiremiyor. En son çareyi bu yaptığının ne kadar mantıklı olduğunu sadece kendine karşı değil, herkese, tüm dünyaya karşı savunmakta buluyor.

Çok mutsuz işinde mesela, ya da çok az para kazanıyor. Yıllardır çıkmak istiyor ama cesareti yok. Konfor alanından ayrılacak diye ödü kopuyor. O yüzden çareyi, en iyi kariyer yolunun bir şirkete zamk gibi yapışmak olduğu konusunda herkesi ikna etmeye çalışmakta buluyor. En çok da kendini…

Oysa kim oldukları hakkında kendilerine büyük bir yalan söylüyorlar, haberleri yok.

Çünkü bir de yalan söylemeyenler var; yaptıkları seçimleri hakkaten içine sindirmiş olanlar.

Onların umrunda değil senin ne yaptığın, eğer arkadaşınlarsa sadece senin için iyisi olsun istiyorlar.

Seçimleri seninkinden farklıysa da, mesela bir şirkette 15 senedir çalışıyorsa, rahatça ‘Bana bu iyi geldi.’ deyiveriyorlar. Doğalca, seni de kendi akımlarına mıknatısla çekmeye çalışmadan. ‘Alnım kırışmıştı botox yaptırdım.’ derken, ‘sen de yaptırsana, yaptırmazsan…’ diye söze devam etmek akıllarından bile geçmiyor.

Hayatımın en yanlış kararlarından birini, belki de en yanlışını bu yılki doğum günümde verdim.

Yaptığım şey belki de hayatımda ilk kez, kalbimin sesine kulak tıkayıp başkalarının bana ‘mantıklı’ olarak pazarladığı bir karara, sanki görünmez bir el beni zorla götürüyormuş gibi, hiç istemeden, ayaklarım geri geri giderek gitmekti. Olmadı. Olmayacağı daha karar anında belliydi.

İnsan kendi pusulasından şaştığında, başkalarının fenerini kendi yoluna ışık yapmaya kalktığında tökezliyor. Hatırlamak lazım ki kendi haritamızın sadece bize görünen bir hali var. Başka kimse aynı şekilde göremiyor onu. Ve ne zaman bir şeyin doğrusunu arasak, bin tavsiye duymuş olsak da kendi haritamıza bakmak gerekiyor. İçimizde konuşup duran şu kişi, hep dışardaki ‘müdahale etmek için doğmuş’lardan daha doğru biliyor. Doğrusu ne? Doğrusu kesin onun dediği.

Yeni yazıları ilk siz okumak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.